dusler-de...

dusler-de...
ya da muallak ve araf'ta...

Hakkımda

Fotoğrafım
Zeinep Durul
Londra, United Kingdom
star dust...
Profilimin tamamını görüntüle

20 Mayıs 2008 Salı

Kuba Yolculugu...

"Uzun bir hikayenin bir kismi yazili olacak burada...
Bir kismi henuz yasanmamis...
Bir kismi yasanmis ve farkina-varilmamis...
Bir kismi hic yazilmamis...
Bir kismi dusuncelerden oteye varamamis...
Yarisi bir sehirde; obur yarisi diger sehirde kalmis ve dunyanin bir ucunda kavusacaklari gun icin yasamaya baslamis olan bir hikaye... Tek hikaye... Iki parcali...
Butunden once ve butun halinde diye...

Uzun bir hikayenin bir kismi...
Kuba'ya yolculuk...
Melodiler tanidik...
Yuzumde o ozledigim gulumseme...
Gozlerim isil isil..
Uzun bir hikaye...
Sonu olmayan...
Kuba'ya uzanan...
Sarip-sarmalanan...

...
"Bana biraksan; aksamlari gelince sarilirim sana..." dedim.
Ucaga binerken; bir elimde biletlerimizi; diger elimle parmaklarini tutuyordum...

Tekerlekler yerden kesilirken, gozlerimi kapayip omzuna yaslandim. Her nefes alisimda kokunu icime cekerek; dusler diyarina dogru yolculuga ciktim... Hostesten uzerime ortecek bir seyler istedigini duydum; kollarimi koluna doladim...
Sesin gittikce uzaklasiyordu...
Sonrasi...
Upuzun, uzun uzadiya, soluk-soluga, beraber bir hayat...

Muhtemelen; evet, muhtemelen derme catma da olsa 1evimiz oldu.
Bahceye, bana kucuklugumu hatirlatan bir salincak koyduk...
Eski-pusku olmasina ragmen, sen boyadiktan sonra gozume harika gorunur oldu.
Hafta-sonlari, aksam saatlerine dogru; hafif bir ruzgar saclarimi ve yuzumu oksarken salincagin uzerinde uyuklamak en buyuk keyfim oldu. Gicirdayislari ninni gibi ruzgara karisiyordu. Uykuya dalmadan once okumakta oldugum kitabim, parmaklarimin arasindan dusecek gibi dururdu hep ve sen gelip once cok onemsedigim kitaplarimdan biri olan ve parmaklarimin arasindan kaymak uzere can-cekisen kitabimi ozenle alip, cam sehpanin kenarina birakirdin; ardindan da ruzgardan daha tatli bir sekilde saclarimi ve yuzumu oksardin...
Gozlerimi acmadan once gulumserdim, dudaklarim kipirdarken, dudaklarima dokunurdun dudaklarinla... Icim urperirdi.
Caktirmamak icin daha da gulumserdim... Yuzumden, ruhuma yayilirdi. Operdin dudaklarimi, yanaklarimi, burnumu; yuzumun her kosesini...
Hafiften gozlerimi aralardim, ben de oksardim saclarini ve yuzunu; gulumserdin tum benliginle bana...
Ruzgar cikardi...
Deli bir ruzgar...
Bahcenin kosesindeki salincak gicirdardi... Gulumseyerek...

Kuba Yolculugunu planlarken dinledigimiz melodiler yukselirdi bahcemizde geceleri...
Sen bir seyle ugrasirken kosede, ben de verandanin basamaklarinda kiytirik Kuba Gazetesindeki kosem icin yazilar yazardim.
Satirlardan biri beni yakalayip birakmadiginda, gozlerimi kagittan ayirip; bahcenin karanlik bir noktasina bakardim.
Nefes almak icin ayaga kalkar, basamaklarin ucunda gerindikten sonra; sana donerdim... Dalgin bir sekilde ugrastigin bir maket ya da her neyse, ilgini o kadar cekerdi ki... Ayaklandigimi fark-etmezdin.
Muzigin sesi yukselirken; "Dans edelim mi Mehmet Fatih?" diye sorardim.
Gulumseyerekten ayaga kalkar ve belime sarilirdin; dudaklarin dudaklarima dokunacak gibi olurdu...
Sonra; sandaletlerimi cikarir, ciplak ayak cimlerin uzerinde boynuna dolanirdim...
Kuba melodileri bahcemizi sararken; sarardin beni... Dondurup dururdun.
Halen benimle olan 'vertigo' yuzunden basim donerdi; arada ayaklarina basar, dengemi kaybederdim...
Simsiki tutardin beni...
Gulerdik...
Kahkahalarla, hafiften sallanarak... Sanki dusecek gibi, bahcenin ortasinda yalpalardik beraber, sarmas-dolas...
Gulerken bir ara; bir anda dururduk.
Operdim seni...
Operdin beni...

...Kuba'ya vardigimizda operek uyandirdin. Dudaklarima dokunurken; gulumsuyordu gozlerin. Ilk defa bu kadar yakindan, bir baskasinin gozlerinin icinde kendimi gordum. Sanirim 'biz' olmayi ogreniyordum.

...
Muhtemelen, bu satirlardan haberin yok;
Muhtemelen 'Broken English'ten ve Julien'den ve diger hikayelerden...
Kuba Yolculugunda, anlatirim... Haydi, tut elimden.
" dedim; ardindan da "uctum ve buyuledim kendimi birden..." diye ekledim ve kendime sarilip, uyumaya devam ettim.
20/mayis/2008 - 3:24am.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

all about thanks giving...

all'bout thanks giving....

... all about thanks giving;

.. Be thankful!

Every November, you hear about being thankful and greatful for all the blessings in your life. Sometimes you hear the word ''thankful'' so often that ceases to have meaning to you.
I urge you this Thanksgiving to view the subject of ''thankfulness'' with a new energy and focus.

What does the word ''thankful'' actually mean?
'Encarta' defines the word thankful:
1- Feeling Gratitude: Feeling or expressing gratitude. We must be thankful for small mercies.
2- Glad About Something: Glad or relieved about something.

How has God blessed you this past year? Can you recall specific times when you called out Him in prayer? How did God respond to your request? [I'm not talking about the facebook requests]

Sometimes God doesn't answer our prayers the way that we think that he should answer them. God sees our situation much better than we do and we can trust that he always has our best interest in mind.
We onlu see a tiny piece of the big puzzle and God has the entire puzzle in his vision.
Do you ever find it difficult to be thankful? Sometimes situations in our lives can make being thankful a difficult chore. Even in the worst of times we can find reasons to be thankful.
Knowing that Jesus loves us and chose to willingly die for us is a very big reason to be thankful this year.
Knowing that God is in control and that he has a purpose for our lives is another reason to be thankful. God blesses us in so many ways abd sometimes we fail to see or recognize His handiwork in our lives. Think about all the wonderful things in your life such as family and friends. Sometimes a brother or a sister can seem to be anything but a blessing; and think about how empty your life would be without them.

Be thankful for your mom and dad. Take the time to tell them how much you appreciate all the little things they do for you. Write them a note and let them know that what they do for you is valued by you...

Be thankful for the home in which you live. If you have a warm bed to sleep in and good food to eat, then you should thank God for providing for your needs. Give back to someone who is not as fortunate as you and donate food or your time this holiday season to them...

So;
Thanksgiving is the beginning of the Holiday Season...
Have a wonderful Holiday Season...
Try to be more thankful at the end of 2007... [Can you feel the rhyme ]
Be thankful to your loved ones and keep saying them how much you care 'bout...
I love you all...
Hope that you had a sweet Thanksgiving night...
See you 'round Christmas...
hugs zeinep. -20-Nov.-'07.

16 Mayıs 2008 Cuma

1seyler kipirdiyor gibi....

Herkes 1seyler diyor...
Yine her zaman oldugu gibi...
Bir o konusuyor 1bu konusuyor; kafam yine deli gibi karisiyor...
Bu bahar aylari yok mu...
Hele iclerinden 'mayis' olani gelince...
"May Day"de... 'May King' ve 'May Queen' secilince...
Okul yillarindan uzaklasmis bile olsak..
Uskudar semalarindan, onlarin ilk dansinin yapraklari ucusturan, cicek kokularina yayan ilik meltemi esip; yuzume dokunuverince...
Iyice karisiyorum...
Aklim gidiyor basimdan...
Neden? diyorum kendi kendime sarilip, beyaz koltugumda kivrilarak...
Huzursuzca hareket ediyorum ve istem-disi; "bir bahar sabahi" diye mirildaniyorum...
Eski yaz aksamlarinin tadini dusleyerek; Eylul sonunda uyandirilmak uzere, pencereme kiytirik harflerle susledigim 1post-it'i yapistiriyorum...
Ardindan, kendime ordugum pikeme sarilip, ruyalar alemine gidiyorum...
Yine de; yine de... Gercekleri degistiremiyorum, gelmeni saglayamiyorum....

09 Mayıs 2008 Cuma

Kalem kilictan keskindir;
Evet cok daha keskindir kilictan...
Daha drinden yaralar;
İcten ice kanatir...











Sehrin cigligi yankilandi kulaklarimda;
Acimasizca haykiriyordu; icten ice bir agit gibi...
Soguktu hava tahmin edilenden cok daha soguktu...
Ne kalin kazagim ne de boynuma dolanmis boyumu gecen atkim isitmiyordu...
Karanlik zifiri bir eskale burunmustu;
Kuslar asiyanda saklanmis; agac dallari yalniz kalmisti.
Ben de yalnizdim... sesim sessizligime gomulmustu;
Kelimeler tutunamiyordu bogazima... islik calmayi denedim;
Dudaklarim kilitlenmislerdi adeta...
Gecenin ayazi icime isliyordu;
Soguk saatler ilerledikce icimi sizlatarak ben buradayim diyordu...
Gecenin cigligi yankilandi ruhumda;
Acimasizca haykiriyordu; kanayan yarasina tuz basilir gibi...
Sehir kendisine eslik eden geceyi selamladi...
Beraber yankilandi sesleri ve soluklari...
Dalgalar costu; gurleyen gok yuzune eslik ederek tirmaladilar marina duvarlarini...
Hircin damlalar bulutlardan koptu...
Feveran ediyordu sanki doga; sehirle gcenin isyanina...
Sigaram sondu sonecek derken delice esen ruzgarda;
Aldirmadim;
Oylece kalakaldim baykusun terk ettigi agacin altindaki bankta...
Sirilsiklam oldum; titremeye yakin bir usume halindeydim...
Soguk icime isliyordu;
Damarlarimdaki kanla beraber; derine islemis yaralarim da donuyordu...
Hissizlik ruhuma iyi geldi.
Uzun zaman sonra; gercekten... bitiyordum.


bitiyor-du... evet; bu sefer gercekten...
durdum.
bir kac saniye gectigini saniyorum.. durusumla beraber zaman da durdu belkide; pek cok seyi bilmedigim gibi; bunu da tam olarak bilmiyordum... belki de emin olamiyordum.. her neyse… ne diyordum?
bitiyor-du…
sessiz cigliklarla... icime isleyen sogukla.. ruzgar saclarimi ve dusuncelerimi darma-dagin ederken…
evet; bitiyor-du.
ve yeniden basliyordu...
her bitis yeni bir baslangicti hayatin pencesinde...
biten/bitirilen seyle beraber yeni baslayanlar geliyordu.
her bitisin ardindan coken agirlik vardi ustumde...
yeni baslayacagim; yeniden baslayacagim hayatin sundugu yeni tuzak korkutuyordu.
hep korkmamis miydim ben? yoksa korkmuyorum diyerek kendimi kandirip durmus muydum...
bitiyor-du. korkuyordum. bitiyor-du; korkmama engel olamiyordum. bitmesine de... yitip-gitmesine de...

gokyuzunde bir parilti oldu; zifiri gecenin rengine parlak bir firca darbesi gibi kondu. bulutlar kosusturdular ve derken hircin damlalar once yuzumu; sonra bedenimi; son olarak da ruhumu yikamaya basladilar...
basimi kaldirdim; gozlerimi kapayarak yuzume dusen damlalari hissetmeye calistim. hissizdim. acidan baska herseye karsi; hissizdim.
ellerimi uzatip; parmaklarimi actim; kucucuk avuclarima degen damlalari yakalamaya calisircasina oylece kaldim...
akip-gittiler parmaklarimin arasindan; yakalayamadim.. hicbirini... belki gozlerim kapali oldugu icin; belki de gercekten yakalamak istemedigim icin...

soguktu hava... dakikalar ilerledikce daha da derinden hissettiriyordu iliklerime isleyerek...
aciyla karisiyordu icimde... damarlarimda kanimla beraber; donuyordu-donuyordum... hissizlik hissiyle; aciyi kaybediyordum. bitiyor-du. sogukla beraber; aci olan hersey; aci hissi bitiyor-du. yitip-gidiyordu.

parmaklarimi kapayip; ellerimi kendime dogru cekim; sirilsiklam olmus saclarimi hissetmek icin kafami salladim.
kapali gozlerimi gokyuzunden ayirdim. islak ellerimi birbirlerine kenetleyerek; karsimdaki kukreyen dalgalari izlemeye koyuldum.
zifiri karanlikti... ufuk cizgisi yoktu. hicbir isik yoktu. doganin feverani icinde; sessiz cigliklar yankilaniyordu icimde...
kalbim yaniyordu. atiyor muydu? belki de durmustu... ne onemi vardi. bitiyor-du...

sondu sonecek dedigim sigaram ve sert esen ruzgar... tutmeye devam etti; tutturmeye devam ettim.
sonsuz bir istekle icime cektim; dumanini... zararli oldugunu; cigerlerimi yaktigini bile bile; umursamadan...
sonra hatirladim; seni de boyle icime cekmistim... sonsuz bir istekle; yavas yavas; kalbimi yakacagini bile bile; umursamadan...
ve baska seyler hatirlamaya basladim... bugulu zihnimde; ufak-tefek goruntuler yanip-sonmeye basladilar...
bitisinden birkac onceydi... yitip-gidisinden...
uyuyordun...
sen uyurken;
yani basinda oturuyordum; uyku tutmamisti yine; her zamanki gibi...
dizlerimi karnima cekmis; ellerimi bacaklarimin ustunde kavusturmus; kendime sarilmistim... kafami dizlerimin ustune yatirip; sana bakiyordum. sen uyurken; seni izliyordum.. dusunuyordum.
neler neler... neler geciyordu aklimdan. dusuncelerimden korkuyordum...
ellerimi birbirlerinden ayirip; yuzune dokunmak istedigim sirada; uyandin; gozlerini actin.. ve dusuncelerimden habersizce bana gulumsedin... icimdeki korkuyu hissetmeden; arkani dondun ve uyumaya devam ettin...
bir sure daha ellerimi yeniden kavusturup; kendime sarilarak; oylece seni izledim.
gulumseyemedim; arkandan sadece izlemekle yetindim.
kafami dizlerimin uzerinden kaldirdim. seni uyandirmadan yataktan indim. antreye geldigimde sigarami coktan yakmistim.
belki de yanan bendim.
yagmur damlalari pencereleri tirmaliyordu. kedinin yanina oturdum. donup bana bakti; aldirmadi... uykusuna devam etti.
zaten aldirmasini istemiyordum. ben de istifimi bozmadim; sigaramin dumaniyla basbasa sessiz sohbetime devam etmeyi yegledim...

nasil oldu bilmiyorum... bir anda;
bitiyor-du... evet; bu sefer gercekten...
durdum. kedinin patilerine daldi gozlerim...
bir kac saniye gectigini saniyorum.. durusumla beraber zaman da durdu belkide; pek cok seyi bilmedigim gibi; bunu da tam olarak bilmiyordum... belki de emin olamiyordum.. her neyse… ne diyordum?
bitiyor-du…
sessiz cigliklarla... icime isleyen sogukla.. ruzgar saclarimi ve dusuncelerimi darma-dagin ederken…
evet; bitiyor-du.
ve yeniden basliyordu...
her bitis yeni bir baslangicti hayatin pencesinde...
nasil oldu bilmiyorum... kedinin yanindan hizla kalktim; sonuna gelmis olan sigarami onumde duran kullukte sondurur gibi yapip; oylece biraktim. antreden paltomu aldim. kosede unutmus oldugum; rengini cok sevdigin ayakkabimi ustun kotu ayagima gecirdim. kapiyi cektim. merdivenleri birer-ikiser; dusecek kadar hizla inerken; paltomun kemerini dugumledim.
boylece ruhumdan kacip-gidecek birseyleri engelledim.
agir demir kapiyi ittim. sabaha karsi... gecenin en derin saatinin ayazina; hircin yagmur damlalarinin altina biraktim kendimi...
sokagin ortasinda; kendi cevremde dondum. yukari baktim. evimize baktim.
yine bir tur daha dondum kendi cevremde...
kosar adim ilerledim issiz sokakta... yagmur damlalarinin kalabaliginda.
sahile vardim. deli deli dalgalar... kabardikca kabariyor; marina duvarlarini yaliyorlardi.
sehrin cigligi kulaklarimda yankilandi.
bir sigara daha yaktim. hatirladigim kadariyla birkac sigara daha tutturdum hemen arkasindan...
her birini; kokunu icime ceker gibi cekiyordum.
her birini; biz gibi bitiyordum.
bitiyor-du. bitmisti.
yagmur dindi.
dalgalar uzaklara gitti.
gozlerim halen islakti. kiyafetlerimin ya da saclarimin islakligindan daha islak...
usuyordum. ruhum usuyordu.
damlalar; boynumdan suzulup; kalbime dokunuyordu..
can'im aciyordu.
yagmur; gozlerimden; benligime yagiyordu. sensizligime yagiyordu.
kendi kendibitiyor-du... evet; bu sefer gercekten...
durdum.
bir kac saniye gectigini saniyorum.. durusumla beraber zaman da durdu belkide; pek cok seyi bilmedigim gibi; bunu da tam olarak bilmiyordum... belki de emin olamiyordum.. her neyse… ne diyordum?
bitiyor-du…
sessiz cigliklarla... icime isleyen sogukla.. ruzgar saclarimi ve dusuncelerimi darma-dagin ederken…
evet; bitiyor-du.
ve yeniden basliyordu...
her bitis yeni bir baslangicti hayatin pencesinde...
biten/bitirilen seyle beraber yeni baslayanlar geliyordu.
her bitisin ardindan coken agirlik vardi ustumde...
yeni baslayacagim; yeniden baslayacagim hayatin sundugu yeni tuzak korkutuyordu.
hep korkmamis miydim ben? yoksa korkmuyorum diyerek kendimi kandirip durmus muydum...
bitiyor-du. korkuyordum. bitiyor-du; korkmama engel olamiyordum. bitmesine de... yitip-gitmesine de...

gokyuzunde bir parilti oldu; zifiri gecenin rengine parlak bir firca darbesi gibi kondu. bulutlar kosusturdular ve derken hircin damlalar once yuzumu; sonra bedenimi; son olarak da ruhumu yikamaya basladilar...
basimi kaldirdim; gozlerimi kapayarak yuzume dusen damlalari hissetmeye calistim. hissizdim. acidan baska herseye karsi; hissizdim.
ellerimi uzatip; parmaklarimi actim; kucucuk avuclarima degen damlalari yakalamaya calisircasina oylece kaldim...
akip-gittiler parmaklarimin arasindan; yakalayamadim.. hicbirini... belki gozlerim kapali oldugu icin; belki de gercekten yakalamak istemedigim icin...

soguktu hava... dakikalar ilerledikce daha da derinden hissettiriyordu iliklerime isleyerek...
aciyla karisiyordu icimde... damarlarimda kanimla beraber; donuyordu-donuyordum... hissizlik hissiyle; aciyi kaybediyordum. bitiyor-du. sogukla beraber; aci olan hersey; aci hissi bitiyor-du. yitip-gidiyordu.

parmaklarimi kapayip; ellerimi kendime dogru cekim; sirilsiklam olmus saclarimi hissetmek icin kafami salladim.
kapali gozlerimi gokyuzunden ayirdim. islak ellerimi birbirlerine kenetleyerek; karsimdaki kukreyen dalgalari izlemeye koyuldum.
zifiri karanlikti... ufuk cizgisi yoktu. hicbir isik yoktu. doganin feverani icinde; sessiz cigliklar yankilaniyordu icimde...
kalbim yaniyordu. atiyor muydu? belki de durmustu... ne onemi vardi. bitiyor-du...

sondu sonecek dedigim sigaram ve sert esen ruzgar... tutmeye devam etti; tutturmeye devam ettim.
sonsuz bir istekle icime cektim; dumanini... zararli oldugunu; cigerlerimi yaktigini bile bile; umursamadan...
sonra hatirladim; seni de boyle icime cekmistim... sonsuz bir istekle; yavas yavas; kalbimi yakacagini bile bile; umursamadan...
ve baska seyler hatirlamaya basladim... bugulu zihnimde; ufak-tefek goruntuler yanip-sonmeye basladilar...
bitisinden birkac onceydi... yitip-gidisinden...
uyuyordun...
sen uyurken;
yani basinda oturuyordum; uyku tutmamisti yine; her zamanki gibi...
dizlerimi karnima cekmis; ellerimi bacaklarimin ustunde kavusturmus; kendime sarilmistim... kafami dizlerimin ustune yatirip; sana bakiyordum. sen uyurken; seni izliyordum.. dusunuyordum.
neler neler... neler geciyordu aklimdan. dusuncelerimden korkuyordum...
ellerimi birbirlerinden ayirip; yuzune dokunmak istedigim sirada; uyandin; gozlerini actin.. ve dusuncelerimden habersizce bana gulumsedin... icimdeki korkuyu hissetmeden; arkani dondun ve uyumaya devam ettin...
bir sure daha ellerimi yeniden kavusturup; kendime sarilarak; oylece seni izledim.
gulumseyemedim; arkandan sadece izlemekle yetindim.
kafami dizlerimin uzerinden kaldirdim. seni uyandirmadan yataktan indim. antreye geldigimde sigarami coktan yakmistim.
belki de yanan bendim.
yagmur damlalari pencereleri tirmaliyordu. kedinin yanina oturdum. donup bana bakti; aldirmadi... uykusuna devam etti.
zaten aldirmasini istemiyordum. ben de istifimi bozmadim; sigaramin dumaniyla basbasa sessiz sohbetime devam etmeyi yegledim...

nasil oldu bilmiyorum... bir anda;
bitiyor-du... evet; bu sefer gercekten...
durdum. kedinin patilerine daldi gozlerim...
bir kac saniye gectigini saniyorum.. durusumla beraber zaman da durdu belkide; pek cok seyi bilmedigim gibi; bunu da tam olarak bilmiyordum... belki de emin olamiyordum.. her neyse… ne diyordum?
bitiyor-du…
sessiz cigliklarla... icime isleyen sogukla.. ruzgar saclarimi ve dusuncelerimi darma-dagin ederken…
evet; bitiyor-du.
ve yeniden basliyordu...
her bitis yeni bir baslangicti hayatin pencesinde...
nasil oldu bilmiyorum... kedinin yanindan hizla kalktim; sonuna gelmis olan sigarami onumde duran kullukte sondurur gibi yapip; oylece biraktim. antreden paltomu aldim. kosede unutmus oldugum; rengini cok sevdigin ayakkabimi ustun kotu ayagima gecirdim. kapiyi cektim. merdivenleri birer-ikiser; dusecek kadar hizla inerken; paltomun kemerini dugumledim.
boylece ruhumdan kacip-gidecek birseyleri engelledim.
agir demir kapiyi ittim. sabaha karsi... gecenin en derin saatinin ayazina; hircin yagmur damlalarinin altina biraktim kendimi...
sokagin ortasinda; kendi cevremde dondum. yukari baktim. evimize baktim.
yine bir tur daha dondum kendi cevremde...
kosar adim ilerledim issiz sokakta... yagmur damlalarinin kalabaliginda.
sahile vardim. deli deli dalgalar... kabardikca kabariyor; marina duvarlarini yaliyorlardi.
sehrin cigligi kulaklarimda yankilandi.
bir sigara daha yaktim. hatirladigim kadariyla birkac sigara daha tutturdum hemen arkasindan...
her birini; kokunu icime ceker gibi cekiyordum.
her birini; biz gibi bitiyordum.
bitiyor-du. bitmisti.
yagmur dindi.
dalgalar uzaklara gitti.
gozlerim halen islakti. kiyafetlerimin ya da saclarimin islakligindan daha islak...
usuyordum. ruhum usuyordu.
damlalar; boynumdan suzulup; kalbime dokunuyordu..
can'im aciyordu.
yagmur; gozlerimden; benligime yagiyordu. sensizligime yagiyordu.
kendi kendime birseyler mirildandim. sanirim... tam olarak bilmiyorum...
bakuslu agacin altindaki banktaydim... sirilsiklamdim... icimden-disima kadar islanmistim... iliklerime kadar...
hafifce egilmis; ellerimi bacaklarimin arasindan sarkitmistim... gozlerimden suzulen damlalar sahil taslarina dokunuyorlardi... burnumu cektim... sigara dumani; deniz kokusu; ve... bitiyor-du...
yine birseyler mirildandim.

kollarimdan sikica tuttu biri..
birkac kere daha yumusak bir sesin yankilandigini duydum... benim miriltilarimdan farkliydi...
"ac gozlerini.. haydi ama..." soylenenleri istem disi dinleyerek; uyguladim. gozlerimi araladim.
gulumsuyordun...
gorduklerimden habersiz; karsimda gulumsuyordun...
"ruyaydi... bitti.." dedin. simsiki sarildin.
ne oldugunu anlayamamistim... kediyi gordum yerde; urkek gozlerle bana bakiyordu.. sanirim uzerimden ya da yataktan atmistim... kollarin daha siki sardi.
gunesin los isiklari; perdenin altindan odaya siziyordu. kollarimi boynuna doladim. icime cektim.
gece bitiyor-du... __-z.d- 12-21-'07.
me birseyler mirildandim. sanirim... tam olarak bilmiyorum...
bakuslu agacin altindaki banktaydim... sirilsiklamdim... icimden-disima kadar islanmistim... iliklerime kadar...
hafifce egilmis; ellerimi bacaklarimin arasindan sarkitmistim... gozlerimden suzulen damlalar sahil taslarina dokunuyorlardi... burnumu cektim... sigara dumani; deniz kokusu; ve... bitiyor-du...
yine birseyler mirildandim.

kollarimdan sikica tuttu biri..
birkac kere daha yumusak bir sesin yankilandigini duydum... benim miriltilarimdan farkliydi...
"ac gozlerini.. haydi ama..." soylenenleri istem disi dinleyerek; uyguladim. gozlerimi araladim.
gulumsuyordun...
gorduklerimden habersiz; karsimda gulumsuyordun...
"ruyaydi... bitti.." dedin. simsiki sarildin.
ne oldugunu anlayamamistim... kediyi gordum yerde; urkek gozlerle bana bakiyordu.. sanirim uzerimden ya da yataktan atmistim... kollarin daha siki sardi.
gunesin los isiklari; perdenin altindan odaya siziyordu. kollarimi boynuna doladim. icime cektim.
gece bitiyor-du... __-z.d- 12-21-'07.

21 Şubat 2008 Perşembe

Okyanus Suyuyla Dolu Akvaryum...

Okyanus suyuyla dolu akvaryum:

Oyle zamanlar cika-gelir ki, bastiramayiz
duygularimizi...
Icimizden tasmaya hazir ne varsa, derinlerde
kalmalarina zorlamayiz ve aciga cikaririz.

Oyle zamanlar ki bunlar... Hic dusunmeden haykiririz
"Seni Seviyorum" diye...
Oysa ne acidir, bunu her zaman yapamiyor olmamiz...

Durun!
Evet, birkac saniye en azindan... Birkac saniye DURUN!
Ve lutfen dusunun....
Dusunmeden "Seni Seviyorum" dediginiz zamanlari...
Kac kere? Bir elin parmaklarini gecer mi haydi
soyle....

Oysa neden soylenmez hic dusunmeden, hissedildigi anda
soylenmesi gereken bu iki kelime.. Bu harika, buyulu
cumle...

Kucuktum, ufaciktim... Ilk babamdan duydum bu
cumleyi...
Onceleri anneme yineledigi bir kalipti benim icin,
sonralari bana da soyledi ve soylemeyi ogretti... Ara
sira kiz kardesine soyledigine tanik oldum... Cok net
olarak farkediliyordu babaanneme yinleyisleri...
Ve yeryuzunun en serseri adami olacak kardesim dunyaya
geldiginde, daha bilinclenmemisken bile... Kardesime
de soyledigi dikkatimi cekti...
Evet, "Seni Seviyorum" diye sevdigi butun insanlara
dilleniyor, sevgisini dile getiriyordu... "Farkli"
olarak tanimladim kendimce...

Yillar gecip, ben biraz daha akilimi kullanabilir,
insanlari ve hayati daha derinden kurcalayan bir
kivama gelince, yadirgamaya basladim... Pek az
kullanilan bu cumleyi ve pek sIk kullanan/kullanabilen
babami...
Ve babamda bir sorun oldugunu dusunur oldum. Evet,
babamda bir sorun vardi... Hem de cok ciddi bir
sorun... Bunu babama sormaliydim, kendisiyle
konusmaliydim.

Baba-kiz, oturup cok derinlemesine sohbetlere
kaptirir, konulari dallandirir budaklandirirdik kucuk
yaslarimdan beri...
Buyudukce de birsey degismedi, ayni duzen devam etti.
Ah, elbette... Konular biraz daha cikmaza girdi ve
konusmalar daha gec saatlere ilerledi..
Yine boylesi bir kutuphane sohbetimizde, lafi
gevelemeden konuya girdim.
"Baba!" diye, ilgisini cekecek ve onemli birsey
soracagimi belirten ses tonumla seslendim.
Elinde tuttugu kitabindan gozlerini ayirdi ve
dinledigini belirten bir edayla yuzume bakti.
Gulumsedim ve hemen devam ettim. "Herkes korkuyor...
'Seni Seviyorum' demekten. Sanki tabu kelimeler
bunlar... Ve sen korkusuzca haykiriyorsun sevgini,
sevdigin tum insanlara, hem de hic
durup-dusunmeden..." diye tamamladim.
Gulumseyerek dinlerken beni, alnina dogru kaldirmis
oldugu gozlugunu burnunun uzerine yerlestirdi,
parmaklarinin arasinda tutmakta oldugu kitabini
kapatip, okuma koltugunun kenarindaki sehpanin uzerine
birakti.
Yuzunu tekrar bana cevirip, gulumseyerek konusmaya
basladi...

"Duygu denizinde yuzen dusunceler olmaz, Sevmek ise
bir okyanusun dalgasi gibidir... Hafif hafif
hissettirir kendini ve insanin boyunu asan
yuksekliklere ulasir... Okyanusun sesi oylesine
gucludur ki, buyuk sehirlerin icinde bile
yankilanir... Ve oyle derindir ki, pek cok seyi
bastirir, dindirir; pek cok seyi icinde barindirir ve
yasatir...
Sevmek basit bir eylemdir. Dillenene kadar...
Dile getirdiginde sevdigini, sevgini; sorumluluklar
baslar.
Sevmek basit bir eylemdir. Dudaklardan dokulene
kadar...
Kim olursa olsun karsindaki, kalbine dokunur sevgi
sozcukleri ve aranizda esnek bir bag kurar.
Sevmek basit bir eylemdir. Tasimaktan vazgecip,
paylasana kadar...
Sevildigini duymak bir beklenti olur ve insan
boyutlarini karsilastirmaya baslar...
Sevmek basit bir eylemdir. Sadece fiil olarak kalmayi
basarirsa...
Icine islediginde ve benligini sardiginda iflah olmaz
bir insan ortaya cikar..

Dolayisiyla, korkutucu olmaya baslar...

Tabu oldugunu dusunmek de dogru olabilir bir yerde..
Insanlar sevdiklerini sadece 'sevgili' kelimesiyle
nitelendiriyorlar gunumuzde, Oysa sevgi kalpten
cikiyor ve kalp sadece aska hizmet etmiyor ki yer
yuzunde...
Doga severek doguruyor her yeni gunu... Gunes sevgiyle
isitiyor yer yuzunu... Bebekler sevgi dolu gulucukler
saciyorlar hic tanimadiklari insanlara bile...
Cicekler sevgiyle aciyorlar bal boceklerine
kanatlarini ve kuslar severek civildiyorlar agaclarin
dallari arasinda, hava soguk olsa bile sevmekten
vazgecmiyorlar... Ve ay sevgi dolu bir sekilde tepede
asili kaliyor, gunes gulumsuyor ve aydinlatiyor olsa
da yer yuzunu, gece varolmaktan vazgecse de bir
sureligine, ay icin degismiyor sevgisi ve oylece
duruyor gunduzleri bile gok yuzunde...
Ve insanlar... Anne ve baba, sevdikleri icin bir cocuk
istiyorlar... En kotu ihtimalle cok sevdikleri aile
buyuklerinin mutlulugu icin... Ve her ne olursa olsun,
sevgiyle dunyaya getiriyorlar bebeklerini...
Dunyaya gozlerini actiginda bebek, sevgiyle bakiyor
herkes ona... Belki sadece dogumu icin gormeye gelmis
olan biri bile, severek dokunuyor minicik
parmaklarinin ucuna...
Ve sonra...
Nasil oluyor da koreliyor bu insanlar, nasil oluyor da
kor oluyor gonul gozleri...
Boylesi sevgi yumagi bir dunyaya acmislarken
gozlerini?

Sert esiyor ruzgarlar...
Belki birkac kere dile geliyor sevgileri... Ve
beklentileri acikta kalinca, ruhani yetileri
gucsuzlesiyor, Sertlesmeye basliyor pek cok duygu
verileri, belki de nasir tutuyor yurekleri...
Beklentileri, hayal kirikliklarina donustugunde,
unutmuyorlar o izi... Surekli gecmisi tasiyorlar ve
dile gelmiyor iclerinde delicesine hissettikleri
sevgileri...
Ve farkindasindir, koruma/korunma gudusu olarak,
gecmisi isitip, isitip sunmaya bayiliyor insanlar.
Aynen tasidiklari hayal kirikliklari gibi...
Ve ne yazik ki, ogrenemiyorlar paylasilan sevginin tum
yaralari iyilestirdigini... Sevmenin karsiliksiz bir
eylem olarak gerceklestigini... "


Kutuphanenin kapisindan ciktigimda, babam hicbir sey
olmamis gibi kitabina geri donmustu.
Hayatimda yedigim saglam bir tokat gibiydi bu..
Insanligin nasil bu hale geldigini dusunmemeye
calistim... Hepsi kiyiya vurmus, can cekisen baliklar
gibiydiler...
Farkedenler, tek baslarina birseyleri
degistiremeyeceklerini dusunerek ya onlara eslik edip,
kuyruklarini oynatarak, kumsalda kivraniyorlardi ya da
bencilce kendilerini kurtarmak adina dalgalara
kapilip, oradan oraya bilinmezlikte savruluyorlardi...
Farkli bir insanin kiziydim, farkli birseyler yapmak
vardi ruhumda...
Yillarca, cevremdeki baliklari tutup, sevgi denizine
firlatmayi denedim.

Yillar sonra, arkadaslarima, "Seni Seviyorum"un,
sadece sevgiliye soylenmedigini ogretebilmistim. Cok
rahatca cevrelerine de soylediklerine tanik oluyor ve
bir akvaryumda yasiyor olsak da, sevgi okyanusunun
suyuyla dolu oldugunu biliyordum. Sevginin, korkudan
ustun geldigi bir akvaryum...

Bir nisan sabahi. cok sevgili arkadaslarimdan birinin
babasini ugurladik. Cenazenin sonuna dogru, babasinin
oglu oldugunu hisettiren bir yuruyus sekliyle yanima
yaklasti arkadasim. Boyle anlarda susmaktan ve sadece
sessizligi paylasmaktan daha iyi yapabilecegim birsey
gelmiyordu aklima... Sessizce sirtini sivazladim.
"Zeinep..." dedi. Yutkundu. "Sen bizlere 'Seni
Seviyorum' sadece sevgiliye denmiyor dediginde, cok
eglenmistim seninle... Sonra herkes kapilinca sevgi
seline, mecbur kaldim ve ben de soyledim sizlerle...
Bir gun, annem ve babamla otururken aksam saatlerinde,
birden icimden geldi... 'Anne, baba... Ben sizleri cok
seviyorum!' deyiverdim. Kendim de sasirmistim kendi
dedigime... Hic unutmuyorum. babam, para isteyip
istemeyecegimi sordu. Annem, atesime bakmaya yeltendi
filan... Sonra, onlar da bana olan sevgilerini
soylediler. Hic sarilmadiklari gibi sarildilar bana o
gece... Bir daha yinelemedim. Simdi yeniden soylemek
istiyorum ve babama soylemem mumkun degil. Yine de cok
mutluyum. Bir kerecik de olsa, babama sevgimi dile
getirdim. Tesekkur ederim, sayende..." diye tamamladi.
Yarim-yamalak sarildi ve sanki kendi itirafindan kacar
gibi uzaklasti yanimdan...
Gulumsedim arkasindan...
Kumsaldan, okyanusa atilan baliklar hikayesi
beliriverdi aklimda.. Gulumsemeye devam ettim icim
burkularak...

Durdum ve dusundum, cenazeden sonra en azindan haftada
bir gun, birkac dakika sadece bunun icin ayirdim.
Dusunmeden sevdigim neler oldugunu dusunerek...
Kendimle baslayan bir sevgi yolculugunu dusunurek...
Saclarimi seviyordum, ellerimi seviyordum, kalemlerimi
seviyordum, bahcemdeki kiraz ve manolya agacini
seviyordum, kedimi seviyordum...
Peki; gercekligi tartisilsa da, bunlar benim olan
seylerdi... Seviyor olmam gayet normaldi.

Yagmurda yollarini kaybedip kaldirima cikmis olan ve
ezilmesinler diye, tutup cimenlerin uzerine biraktigim
salyangozlari da, bahara dogru kenarda kosede tek tuk
gulumseyen papatyalari da, caddede yururken bebek
arabasina kurulmus ve bana dil cikartarak gulumseyen
bebegi de seviyordum.
Ve dile geliyordum...
Bizim sirketin otoparkinda calisan adamlara da dedigim
oluyordu.. "Helal olsun be Ekrem Agabey cok seviyorum
ya seni!" dedigim oluyordu...
Ve adamin yuzundeki gulumsemeyi, ruhuna yayilan
sevginin yuzundeki aksini gormek muhtesemdi...

Sevgi katlanarak cogalan bir duyguydu. Sevilen insan,
dile gelmese de, size yansitiyordu.
Dun gece Ankara'da deprem oldu. Uykusuz bir kalem
olarak, haril haril yazmaktaydim. Bir arkadasin
telefonuyla gecenin sessizliginde irkildim. Deprem
uzerine konustuk bir sure...
"Boylesi doga olaylarinda, felaketlerde, depremde..
Savas cikacak filan gibi soylemlerde.... Kosup herkesi
uyandirmak istiyorum saat kac olursa olsun, kosup
herkesi aramak istiyorum. Anneme-babama uyanin demek,
dayimi aramak, arkadaslara seslenmek, kosup sevdigim
adamin boynuna dolanmak ve hepsine onlari ne kadar cok
sevdigimi haykirmak istiyorum.. Nasil bir duygusal
patlama yasatiyor demek ki bunlar bana..." dedim.
"Nedir engel olan? Simdi neden yapmiyorsun bu
dediklerini? Illa boylesi seyler mi olmali?" diye
karsilik verdi.

Durdum... Birkac dakika oylece durdum. Telefonu
kapattiktan sonra, durmaya devam ettim...
Hakliydi.
Neydi beni korkutan, kaybetme korkum ortaya cikmadan
sevgimi haykirmama engel olan... Babamdan
uzaklastikca, bu denli mi degismeye baslamistim?
Korktugum basima mi gelmisti ve ben de sevgimi
dillendirmekten korkar mi olmustum? Yoksa kendimi
sevmekten yorulmus, dolayisiyla sevgimi aciga
cikartamaz mi olmustum?
Kivraniyordum... Kuyrugumu kumlarin icine batirmis,
oylece kuruyordum..
Yine de sansliydim...

Dun gece, sahilde can cekisen balik bendim.
Ve cesur, sevgi dolu biri beni yakaladi, yeniden sevgi
okyanusuna/sevginin kucagina atti, yeniden yasama
donduren oldu.
Evet, dun gece sevgiyle kurtarilan balik bendim.
Bugun dalgalar arasinda, sevgili kuyrugumu salliyorum,
sayesinde...-z.d.-

20 Şubat 2008 Çarşamba

Aynadaki Iz!

Bir suredir enteresan bir yolculuktaydim.
Tam olarak bilemiyorum. "Zaten neyi tam olarak
biliyoruz ki?" diye icimden yukselen sesi onayladim.

Evet; animsamaya calistikca, daha da beter unutmakta
oldugumu animsiyorum...
Boyle bir girdabin icerisindeydim.


Yasli bir ciftin yaninda kaliyordum. Sevimli ve samimi
insanlardi. Yasli adam beni buldugunda yari baygin
halde yatiyormusum bir kiraz agacinin altinda.
-Kendisine yasli denmesine bir hayli kiziyor,
hatirlatmaliyim bunu bu arada!-
Eski dostlariyla beraber sezonluk av yasagi kalktigi
icin ormana girmisler. Kisacasi sans eseri hayattayim.
Yanima yaklasmalarina sebep olan bir yaban domuzuymus.
Ucuz kurtulmusum.
"Kurtulmak bu kadar ucuz mu?" diye yeniden yukseldi
icimdeki ses...
Aldirmadim elbette...
Ve yaban domuzunun pesini birakip benimle
ilgilenmisler. Dort yasli kafadar. Aralarindan sadece
bir tanesi halen evli oldugu icin, daha iyi
bakilabilecegimi dusunerek o sahip cikmis bana ve
evine getirmis.
Yasli kadin beni ilk gordugunde hic dusunmeden evde
misafir etmeleri gerektigini soylemis, Kendime gelene
kadar evin girisine komsu olan bekleme odasi
kivamindaki oturma odasinda alnimin kenarindaki yarayi
temizlemis, sicak birseyler hazirlamak icin mutfaga
gittigi sirada gozlerimi acmisim; yasli adam oyle
soyluyor, inanmak zorundayim.
Kendime geldigimi dile getirdiginde; yasli kadinin,
yuzunde kocaman, tatli bir gulumsemeyle mutfaktan
kosarak geldigini hayal-meyal animsiyorum.. Evet;
belki de ilk animsadigim, hatta son animsadigim sahne
bu; ayilmakla, ayilmamak arasindaki yolculugumda...

Elime tutusturdugu, tarihi bir porselen oldugunu
tahmin ettigim cicek desenli cay fincanindan, ozel
otlar da ekleyerek hazirladigi cayimi yudumlarken;
yasli adam, karisina ve bana detaylarina girerek, beni
nasil ve ne halde bulduklarini anlatmaya baslamisti...
Soylediklerinin pek cok kismina anlam veremiyordum.
Hemen hemen hicbir parcayi butunleyemiyordum. Bu
saskin halim onlari urkuttugu kadar, eglendiriyordu
da; yuzlerinden okuyabiliyordum.
"Sonunda onu da yanimiza alarak, ekibi beslemis olduk
ve kasabaya donduk, simdi buradayiz. Cay cok guzel
olmus bu arada, yeni karisimlar mi deniyorsun? Son
zamanlarda tatlari iyice degismeye basladi da..."
diyerek, tok bir kahkaha koyuverdi, arkasindan da ilk
gunku isiltisi oldugunu tahmin ettigim bir hayranlikla
yasli kadina bakti.
Bu kisacik bakisla kadinin gencliginde cok havali
oldugunu halen kanitlayan gozleri flu bir hale burundu
ve burusuk yanaklari yuzune yayilan tebessumle beraber
al al oldular. Hemen kendini toparladi; bakislarini
yasli adamin gozlerinden ayirdi, dudaklarinin
sicakligini bozmadan basini bana dogru cevirdi.
"Anlasilan bir sure misafirimiz olacaksiniz, sizin
icin konuk odasini hazirlayayim. Eger basinizdaki yara
caninizi yakiyorsa bir doktor cagirmamiz gerekebilir,
belki de cagirmaliyiz. Ne dersin Ed?" diyerek
yutkundu.
Yasli adam karisini onayliyordu.
"Yok, hayir gercekten gerek yok. Ben gayet iyiyim.
Evet; hatirlayamadigim seyler var ama canim yanmiyor.
Hatta sizleri rahatsiz etmek istemem, cay sohbetimizi
bitirince ben gidebilirim.." diyerek karsi ciktim.
Endiseli bakislariyla yasli kadin oturmakta oldugu
koltukta kipirdadi.
Sesi anlatim sirasindaki yumusak tonunu geride
birakmis olan adam; "Kucuk hanim; sanirim yasadiginiz
icin sansli oldugunuzu soyledigimi unuttunuz.
Hatirlamadiginiz bunca seyle beraber nereye gitmeyi
dusunuyorsunuz? Karanlik cokmeye basliyor... Ikinci
defa da kurtulabileceginizden fazla emin olmayin,, En
azindan bu gece sizi misafir etmek zorundayiz; yarin,
kendinizi iyi hissettiginizden emin olursak elbette
yolunuza devam edebilirsiniz. Yoksa; bize sunulmus
olan bir evladimiz olarak size bakacagiz." diye beni
uyardi.
Yasli kadin koltugunda daha rahat bir sekilde kaykildi
ve kafasini sallayarak, icinden ayni seyleri
tekrarlamakta oldugunu belirtti.
Karsi koyabilecek halim yoktu. Gulumsedim ve
gozlerimle onayladim.

Aksam yemegine kadar konuk odasindaki yatagimin
uzerinde, dizlerimi karnima dogru cekip, kim oldugunu
bilmedigim kendime sarilarak oturdum. Kucuk karelere
bolunmus olan, ahsap cerceveli pencereden minyatur
agac kalabaliginin arkasinda yok-olmaya yuz tutmus
gunesin, son pariltilari da kaybolana kadar sessizce
disariya baktim.
Zinhim oylesine berrakti ki, kirletmemek icin hicbir
dusunceyi icine almak istemiyordum.
"Kim oldugumu bilmiyorum. Kim oldugumu bilmeyen, kim
olduklarini bilmedigim bir ailenin evinde
bulunuyorum." Icimden yukselen bir soru olarak
zihnimin berrakligi icinde yankilandi...

Yemek masasina oturdugumuzda, sanki uzun zamandir
uzaklarda olan kizlari onlari ziyarete gelmis kalan
mutlu ve yasli bir ciftle yemek yemekte oldugumu
hissettim.
Yemek boyunca konusmadim. Onlarsa; hicbir degisiklik
yokmus gibi siradan aksam yemegi sohbetlerini
yaptilar. Masanin toplanmasi icin ayaga kalktigimda;
once kadin daha sonra da adam beni durdurmaya calisti.
Fazla ustelemedikleri icin; birkac tabakla beraber
yemek odasindan cikip, kileri andiran minik koridoru
gectim ve yasli kadinin pesinden mutfaga girdim,
Her av donusu yemekten keyif aldigini belirttigi
portakalli turtanin hazir olup-olmadigini soran yasli
adam, irice bir dilim tabagina yerlestiginde kucuk bir
cocuk gibi sevindi.
Benim birkac lokmada yiyebilecegim buyuklukte bir
catali agzina gotururken, turtanin harikaligi hakkinda
bana bilgi verdi.
Hakikaten yedigim en guzel turta oldugunu
soyleyebilirim.
"Daha oncesini hatirliyor musun da; yedigin en guzel
turta oldugunu soyluyorsun? Su an'a kadar yedigin ilk
ve tek turta oldugu icin elbette en guzeli olacak..."
icimde gurleyen ses, kulaklarimda da yankilanirken
oturma odasindaki koltuklara geri donduk.

Aksam saatlerinde soguk hava, daha da sogudugu icin
sirtina aldigi el orgusu, boncuklarla bezeli saldan
bana da getirmis olan yasli kadin da yerine kurulunca
birseyler konusulmasi gerektigini anladim.
Bir sure daha oturma odasinin ortasindaki sominede
dans eden alevleri dalip-gittim. Yasli adamin sesiyle
odaya geri dondum.
Tam olarak soru sordugunu soyleyemem... Basima aldigim
darbeyle hafizami yitirdigimi anlamislardi.
Dolayisiyla hatirlamama yardimci olacak bazi sorular
sordular ve cumleler kurdular.
Tum cabalari bosunaydi, kim olduguma dair tek birsey
hatirlamiyordum. Hicbir seyi bilmiyordum.
Fazla zorlamadilar.. Onlar oturmaya devam ederlerken,
izin isteyip, biraz uyumak uzere merdivenlere
yoneldim. Konuk odasinin kapisini kapatirken.
asagidaki sicak los isik ve iki yasli insanin
fisiltilari sariyordu evi. Kim bilir ne
konusuyorlardi...

Geriye donup bakinca, buraya geldigim ilk geceden beri
-2aydan fazla oluyor yanilmiyorsam- kendime dair
hatirladigim hicbir sey yok.
Birkac kere daha doktor gelmesi konusunda konusuldu ve
yine yasli cift beni zorlamadilar.
Halen birbirimize dair pek cok seyi bilmiyorduk ve
beni neden evlerinde konuk etmeye devam ettiklarine
bir anlam veremiyordum.
Bunu hissettiklerini dusundugum gunlerden birinde;
yasli adamla beraber yemyesil arazide yuruyuse ciktik.
"Merak ediyorsun; farkindayim... Sadece soyle
dusunursen anlamlandirabilecegine inaniyorum; bir
bebek dunyaya getirince, bilinmeyen ne kadar cok sey
de beraberinde dunyaya geliyor; degil mi? Ve
birbirlerini henuz tanimakta olan cift; kucaklarina
hic bilmedikleri birini aliyorlar, isinin daha da
kotusu kucaklarindaki ise; ne onlari biliyor ne de
yasamayi... Biz birbirimizi bilecek kadar uzun bir
omru beraber gecirdik; seni bilmiyoruz. Sen ise;
kendini ve bizi bilmiyorsun ama yasamayi
biliyorsun..." dedi yasli adam.
Hic sesimi cikartmadim. Zihnim artik berrak degildi.

Artik benimsemis oldugum; yine de bana ayrilmis olan
bir konuk odasi oldugunu hic aklimdan cikartmadigim
odama girdim. Tum ogleden sonrayi odamda gecirmek
istiyordum.
Odanin kosesinde duran gardrobun kenarindaki aynanin
karsisina gectim.
Bir ses duydum. Duydugumu sandigima inandirdim
kendimi.
Oylece aynaya baktim. Aynadaki aksime... Aynada
yansiyan ve kim oldugunu bilmedigim yuze...
Bu kadar mi yabanci olabilirdim kendime?
Iste o anda olanlar oldu; aynadaki kim oldugunu
bilmedigim ben dile geldi...
Icimdeki sesler yukseldi, o kadar karisti ki hersey...
Nedenlerle; nicinler birbirlerine girmislerdi
benligimde... Oysa benden bihaberdim ve
bilinmezliklerin gobegindeydim.
Dusunmuyordum o anda; aynadaki yabanci konusuyordu;
oylece dikilmekte olan baska bir yabancidan garip
sesler yukseliyordu.. Bir de; bir turlu bastiramadigim
kimligi belirsiz bir ic ses vardi ki; en gucluleri
oydu...
Sesler yukseldiler.. Kulaklarimi sagir edecek derecede
yukseldiler...
Gogsumun ortasinda birseyler sIkIstIrIyorlardI kim
oldugunu bilmedigim beni... Kasildim; icten ice
kivranirken aynanin karsisinda oylece duruyordum.
Sesler sardi beni,,, Daha fazla dayanacak gucum
kalmamisti. Gogsumdeki sanci dayanma sinirlarini
coktan asmisti, basimdaki yara da delirtircesine
sizliyordu... Bir sure daha ayakta durabildim ve ...


Gozlerimi actigimda odamda ayaklarimi karnima cekmis
sekilde yoga matinin uzerinde oturuyordum. Kendime
simsiki sarilmistim.
Gorduklerim neydi? Az once yaptigim astral bir seyahat
miydi? Bir ruya miydi? Yoksa oylesine bir kurgu muydu?
Geri donus yolculugu bu kadar kolay olabilir miydi?

Gozum saate ilisti.. "Aman tanrim!" ... Ise gec
kaliyordum. Hazirlanmak uzere yerden kalktim. Basim
donuyordu.
Aynanin karsisina gectigimde, alnimin kosesinde
herhangi bir yara izi var mi diye baktim kendime...
Yoktu, fakat yeri aciyordu..
Anlam veremedim. Pek cok sey gibi..
Aynadaki aksime gulumsedim.
Uzerimi degistirmek icin; gardrop odama girdim.
Aslinda coktan degismistim... ...-z.d.-


zeinep'in notu: Bu aralar ciddi felsefik
sorgulamalarin ortasinda bulunuyorum... Boyle bir
hikaye olustu zihnimin derinliklerinde.
Her gun; kendimizi degistirmek icin cirpiniyoruz ve
sonra benligimize sahip cikmaya calisiyoruz. Kimseye
ait olmadan yasamak, ozgurlugumuzu haykirmak istiyoruz
ve sonra yalnizliktan sikayet ediyoruz. Zaman zaman
kim oldugumuzu biz bile anlamazken; karsimizdakilerin
bizi anlamadiklarina isyan ediyor ve bu nedenle pek
cok seye zarar veriyoruz...
Animsayamadiklarimizi ve bilmediklerimizi yuklenip;
herseyi biliyormus gibi yola cikiyoruz.
Yolu kaybettigimizde de; suclayacak birini ariyoruz.
Hic bilmedigimiz biri icin aci cekiyoruz; tartismalara
giriyoruz; hic bilmedigimiz birinin gucunu kanitlama
cabasiyla yanip-tutusuyoruz; hic bilmedigimiz biri
icin feda ediyoruz herseyi... Bencillik boyle birsey
degil mi?
Peki gercekten ne zaman bilecegiz? Muamma ile arafta
yasamaya devam edip; ben ben ben diye, simdinin icine
mi edecegiz?
Yoksa; zaman verip, acele etmeden herseyi bir omre
yayarak; kesif yolculugunda kendimize ve benligimize
eslik mi etmeliyiz?
Gecmisi degistiremeyiz ama gelecegi yeniden
sekillendirebiliriz.
Simdi; gulumseyerek, yeniden merhaba diyebiliriz..
Sadece nefes almanin, yasamak demek olmadigini
bilmeliyiz...
Zaman sadece yarattigimiz bir halusinasyon ve hersey
sandigimizdan cok daha basit bir iluzyon. Tipki
aynalar ve yansimalari gibi..
Elbette hikaye burada bitmiyor; siz sadece bir kismini
okuyanlarsiniz..
Kucak dolusu sevgilerimle..